Kapadokya’nın Oluşumu

Tam olarak nerede ?

Kapadokya ; Amasya'lı ünlü tarihçi Strabon'un deyimiyle sınırları , Kuzey'de Çorum, Güney'de Toroslar , Doğu'da Sivas ve Batı'da Afyon'a uzayan , bugünden itibaren düşünürsek yaklaşık olarak 8000 yıllık aktif tarihiyle bilinen ve onlarca farklı medeniyete ev sahipliği yapan doğanın ve tarihin arkadaşlığının en güzel olduğu yerlerden biridir. Ama tabii ki Turistik olarak artık bu sınırlar geçerli değil. 21. YY'da Kapadokya dediğimiz bölge çok gezilen yerlerden nasibini almış ve sınırları daralmıştır. Neden mi ? Çünkü ; Kapadokya'yı her ziyaret edenin bu kadar büyük bir alanı gezmesi imkansız olmaz mıydı ?! Yaklaşık 300 km kare alandan bahsediyoruz. O yüzden yerli ve yabancı turistler de başlıca Nevşehir ili içindeki müze, örenyeri ve doğal güzellikleri geziyorlar haliyle. Bu da 4-5 tane ilçeyi kapsıyor diyebiliriz. Çoğunlukla yani.. Eğer ısınma turlarımız tamam diyorsanız gelin Kapadokya'nın oluşumuna bir göz atalım !

kapadokya sarı tur

Kapadokya Nasıl Oluştu ?

Muhteşem ve bir o kadar da gizemli kaya yapılarının oluşumu 15 milyon yıllara kadar dayanan Kapadokya'nın oluşumu bakın nasıl gerçekleşmiş  ;

Dört Büyük Dediğimiz Dağlar

Yaklaşık olarak 15 milyon yıl önce yeryüzünün hareketlerini henüz tamamladığı jeolojik zaman diliminde İç Anadolu Bölgesi'nde oluşan birkaç büyük dağ Kapadokya'nın oluşumunu yani aslında tüm kaderini belirleyecekti. Bunları sayacak olursak ; Bölgenin Doğusunda Erciyes (Kayseri), Batısında Hasan ve Melendiz Dağları (Aksaray) , Göllüdağ ise Niğde'de bulunmaktadır. Tabii ki bunların yanı sıra irili ufaklı koni şeklinde dağları da pas geçmemek gerek. Emeğe saygı diyelim 🙂

Dağ merkezlerinin ısınmasıyla birlikte dağlar aktif hale geçmek ve patlamak için sabırsızlanırlar. Dağlardaki bu ısınma neye sebep oluyor ? Sızan dumanlar ve küller çok yüksek sıcaklıkta olduğu için etrafta ne var ne yoksa kurutuyor . Yani aklınıza küçük bir bataklık, dere gibi şeyler geldiyse doğru. Artık dağlar hazır olduktan sonra ise içlerindeki bu basıncı tutamayacaklarını anladıkları zaman büyük bir patlamayla küllerini dışarıya savururlar. Dışarıya savurduğu iki şey vardır zaten ; Kül ve Lav. Kül hızlıdır. Rüzgarla birlikte saate 10-20 km arasında değişir hızı. Uçuşur ve çok fazla mesafe kat edebilir. Lav öyle olmadığı için günlerce sonra arkasından gelir ancak. Ağır ama emin adımlarla 🙂 Saatte ortalama 2-5 km hızla diyelim.

Her neyse, dağların konumlarını size yazdığımı tekrar hatırlatarak şuna değinmek isterim. Günümüz Kapadokya'sı bu güzel dağlarımızın tam da ortasında kalıyor. Garibimi tam bir daire içine almışlar. Dolayısıyla ne oluyor ? Dağlardan çıkan tüm küller bu bölgedeki bataklıkları ve dereleri doldurmak üzere yola çıkıyor. Fakat şu bilgiyi de vermeden geçemeyeceğim. Tam bu zamanlar Kapadokya günümüzdeki gibi değil tabii ki. Lütfen hayal edin şimdi. Koooskoca bir arazi..Ne peribacası var ne de bir kayalık. Her yer göl, bataklık ve deniz.  Evet deniz.

Deniz mi ? Kapadokya'da mı ?

Ne arar Kapadokya'da deniz diyorsunuz haliyle. Şöyle söyleyim efendim ; tam da o dönemlere denk gelecek şekilde Kapadokya'da büyük bir iç deniz varmış. Tam ortada. Öylece dururmuş 🙂

Bugün Nevşehir'den çıkıp Ankaraya'ya giderken Aksaray'ı geçtikten sonra gördüğümüz Tuz Gölü'müz var ya hani. İşte bu gölmüş önceden iç deniz olan. Tüm Kapadokya'yı kaplayan bu gölümüz, zamanındaki kurak yaz günlerinin etkisiyle ve ısınan yeraltı hareketlerinden dolayı yer yer kuruyup küçük gölcüklere ve bataklıklara dönüşüyor. Sonrasında ise tamamen kuruyor. Kapadokya'da çalışan arkeologların zamanında bulduğu parçalar tam olarak bu şekilde anlatır. Gelip de civardaki müzeleri gezme şansınız olursa kendiniz de denizden çıkabilecek bir deniz kabuğunu Kapadokya'da görebilirsiniz.

Evet Kapadokya'nın oluşumuna denizi de eklediğimize göre kaldığımız yerden devam edebiliriz. Dağların çeşitli zamanlarda ve farklı sıcaklıklarda patlamasından sonra bölge tamamıyla küllerle dolu hale geliyor. Farklı sıcaklıklar ve farklı dağlar ! Dikkat edelim. Küllerin bölgedeki sularla buluşmasından sonra bölge artık dolup yükselmeye başlıyor. Tam olarak burada şöyle bir örnek vereyim ; Kar yağışını düşünün. İlk yağıştan sonra üzerine yağan yağışlar arasında farklılık oluyor ve tabii ki de üst üste olan yağışlarda ne kadar da fazla yükseklik yarattığını görebiliyoruz. Özellikle doğu bölgelerimizde. Kapadokya'nın oluşumuna geri dönelim, dolayısıyla ne oluyor ? Bu küller biriktikçe birikiyor. Ortalarda dolaşıp da bunları dağıtan insancıkların da olmadığını düşünün 🙂

Metrelerce yükseklikte kül birikintisi çıkıyor ortaya. Dağlardan çıkıp gelen başka neyimiz vardı ki ? Lav !

Lavlar ağır ama sağlam adımlarla bölgeye ulaştıktan sonra ise küllerin üzerini bir güzel örtüyor. Tekrar hatırlatayım ama ; her dağın patlama derecesi , şiddeti, bölgeye olan uzaklığı , sıcaklığı farklı olduğu için bunların tümü o lavın içindeki tüm elementleri farklı kılıyor.

Tüm bu farklılıklar ise bize sonradan görsel bir ziyafet olarak dönecektir.

''Kuruma ve Aşınma Zamanı''

Artık her şey bitti. Dağlar sakinleşip yarı pasif hale geçmeye başladılar. Kapadokya'nın oluşumu , tüm bu olanları sindirip tamamlamasına bağlı artık. Dolayısıyla artık kendine gelme zamanı. Altlarda kuruyan ve üst üste biriken metrelerce külden ve onu kaplayan geniş alana yayılan ince tabaka şekilde lavdan bahsetmiştik. Bunların kuruduğunu düşünsenize ! Ben size yardımcı olayım. Tam olarak burada yeni bir kelimemiz giriyor devreye. Tüf. İngilizceden incelemek isteyenler 'tuffa' olarak da bakabilirler. O bahsettiğimiz küllerin su ile bulup kuruduktan sonraki dayanıksız ve dökülebilir kaya haline tüf diyoruz 🙂 Yani o gördüğümüz peribacaları , içlerine girip gezdiğimiz mağaralar, kayalar, kiliselerin hepsi aslında bu tüf dediğim yapıda. Bölgede gördüğümüz tüfler genelde sarı, açık sarı ve beyaz yapıdadır. Elinizle dokunduğunuz zaman ( siz tabii ki dokunmayın ) rahatça dökülebildiğini görürsünüz.

Fakat lavların ziyaret ettiği yerler var demiştim. Onların rengi genelde gri, siyah yada bu gibi renklerde olurlar. Kaya yoğunluğu fazladır. Dokunduğunuz zaman dökülmez. Kazmak istediğiniz zaman kolay kolay kazamazsınız. Zaten o yüzden Kapadokya'da kayaların içlerinde yaşayan bütün insanlar tüflerin olduğu kısımları oyup içlerini yaşama uygun hale getirmiş.

Artık tüm sırrı bozuyorum ve Peribacaları bu şekle nasıl gelmiş anlatıyorum ! Ne sırrı yeaa dediniz mi ?

''Kayaların Peribacası Formuna Gelmesi''

Artık son aşamadayız sevgili okurlar. Aşınma ! Ne gerekiyor ki bunların aşınması için ? Rüzgar ,yağışlar, mevsim değişiklikleri, gündüz-gece ısı farklı gibi şeyler. Ama asıl ihtiyacımız olan iki arkadaşı başta yazdım zaten.

Bölgedeki yapılar iyice kuruduktan sonra milyonlarca yıl içerisinde rüzgar bir oraya bir buraya eserek kayaların üzerindeki toprağımsı yumuşak yapıyı alıp her bir tarafa götürmüş. Yağmurlar,karlar ise yağdıkça yağmış..Yumuşak olan kısımları aşağılara kadar hızla aşındırırken sert olan kısımlara saygı duymuş. E daha önce de bahsettiğimi hatırlayacak olan varsa üst kısımları lavlar ile kaplı demiştim. Yani sert kayaçlar ile. Yağışlar buraları aşındırmadan süzülerek hemen altlarındaki yumuşak kayaçları aşındırmışlar.

Böylece bazı bölgelerdeki üst kısımlar şapka gibi kaldığı , ve hemen alt kısımları da aşınarak inceldiğinden dolayı biz bugünkü peribacası şeklini görür olmuşuz 🙂 Tabii ki her şey bu cümleler kadar kolay ve bu kadar değil. Sizlere anlaşılabilir bir özet yapmaya çalışıyorum.

Bugün en güzel örneklerini Üç Güzeller ( Ürgüp ) , Paşabağları ( Avanos ) 'da görebildiğimiz şapkalı peribacalarının oluşum süreci bitmiyor.

Üzerleri lavlarla kaplanmayan sadece küller ile kalan kısımlar ise aşınma sürecinden nasibini alarak büyük ve derin vadileri oluşturuyorlar. Bölgede örneğini bol bol görebiliyorsunuz.

Turlarıma katılan misafirlerime hem işitsel hem görsel bir ziyafet yaşatmak için onları Paşabağlarına götürüyorum. Paşabağlarıyla ilgili birçok fotoğrafı buraya tıklayarak bulabilirsiniz. Orada ise çok az ve çok fazla aşınan kayaların önceden ne halde olduklarını ve ne hale gelebildiklerini rahatça tecrübe edebiliyoruz.

Günümüzde yazılan bir şeyleri okumak büyük zahmet iken  Kapadokya'nın oluşumu hakkında olan yazımı okuyup keyif aldıysanız ne mutlu bana derim, sağlıklı ve bol seyahatli günler dilerim.

Diğer yazılarımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Profesyonel Turist Rehberi - Mert Akif YILDIZ

2 hakkında “Kapadokya’nın Oluşumu” görüş

  1. Bizzat rehberliğiniz eşliğinde gidip gezip gören ve müthiş keyif alan biri olarak her bir satırı o gün ki merak ve heyacanla okudum.Yine çok güzel ve samimi bir dille anlatmışsınız.Sonuna gelince bi hayıflanmadım değil.Emeğinize ve kaleminize sağlık.Birgün yine siz eşliğinde yeni bir tur daha inşallah🙏😌

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir